İçeriğe geç

Hitler’den Daha Fazla Nazi Olmaya Çalışmak

Başlık kötü ama içerik tezat olmayacak, en azından öyle umuyorum.

İnsan büyüdükçe çevresinin değiştiğini sanıyor, hep çocukluğunu arıyor. Oysa mevzu çocukken dünyanın daha güzel bir ortam olması değil, çevremizdeki kötülüklere anlam veremememiz. Dolayısı ile çocukluk hep güzel görünür göze, hep çocuk olmak çocukluğumuza dönmek isteriz.

Bende dönmek istiyorum, bende kötülüklere anlam veremediğim anlamadığım o güzel günlere geri dönmek istiyorum. Büyümek istemiyorum…

Büyümek istemiyorum annem babam yaşlanır – Esen Özyavuz

Neden çocukluğuma dönmek istediğimi bir kenara bırakıp asıl mevzuya dönelim. Tarih tekerrürden ibaret derler, bence doğru. Bir Hitler ölse de bin Hitler doğuyor. Bu bin tanesi Hitler’den daha fazla Nazi olmaya çalışıyor. Piyanist filminde ki bu sahne beni hep düşündürmüştür.

Zydom Wstep Wzbroniony / Yahudilerin Girişi Yasak
Piyanist 2:28

Bu sahnede Itzak Heller bir kafeye girmek üzeri iken kapıda ki “Yahudilerin Girişi Yasak” tabelası ile karşılaşırlar. İşte tam bu sırada, bu yazıya başlık olan sözü söyledi.

İnsanları bilirsin, Hitler’den daha fazla Nazi olmak istiyorlar.

Gariptir pek fazla ilgi çekmemiş olacak ki, pek fark eden olmamış. Ancak bu söz şu anda dahi geçerliliğini korumakta. Geçtiğimiz günlerde karşılaştığım bir haber bunun en net göstergesi. Resme tıklayarak habere ulaşabilirsiniz.

Adana Büyükşehir Belediyesi, kentteki Suriyeli sığanmacıların açtığı iş yerlerinde kullanılan Arapça tabelaları kaldırdı. http://www.sozcu.com.tr/2017/gundem/adanada-arapca-tabelalar-indirildi-1816466/

Belediye “Tabelalar Türkçe’nin korunması hususunda kaldırıldı” şeklinde bir açıklama yaptı. Evet güzel Türkçe’mizin korunması güzel bir şey. Ancak iş tek bir dile karşı yapılınca altında gizli bir nefretin yattığı belli oluyor. Sadece Adana ilimizde değil, güzel ülkem Türkiye’nin hemen hemen her yerinde farklı dillerden farklı tabelalar mevcut. Peki bu kadar tabela dururken neden sadece Arapça tabelalar? Dahada önemlisi neden Suriyeli sığınmacıların iş yerlerinde ki tabelalar?

İşte içimizde ki Nazi tam bu noktada ortaya çıkmakta. Adamına göre muamele dedikleri tam olarak bu olsa gerek. Bende, şahsım adına eli ayağı tutan Suriyelilerin dilencilik yapmasına karşıyım. Ancak oturmuş hakkı ile işini yapmaya çalışan, para kazanan insanlara bu şekilde davranmakta neyin nesi?

Üstelik piyasada bu kadar ne idüğü, hangi lisan ile yazıldığı belirsiz tabela varken. Hadi İngilizce, Rusça olanları geçtik yahu arkadaş “chrezezzcy” diye tabela mı olur? Muhtemelen “çerezci” demeye utandı da bu ismi verdi. Bizim öncelikle bu şekilde Türkçeyi yozlaştıran tabelalar ile mücadele etmemiz gerekmez mi? Hayır, nede olsa içimizde ki o nefreti böyle dışa vuruyoruz. İngilizlere hayranlık duyup tabelaları normal karşılarken Araplardan nefret ediyoruz ya..

Tabi ki bu Nazilik sadece bir toplumun bir topluma bakışı değil, kendi insanımıza kendi komşumuza yeril gelir kendi ailemizden bir bireye dahi bunu yapmaktan çekinmez olduk.

Karşımızdakine tahammül edemez olduk. Önce böldük bir birimizi. Dedik ki “benim oyuncağım“. Sonra büyüdükçe “benim odam” oldu. Artık, “benim arabam“, “benim evim“, “benim şehrim“, “benim ülkem” diye devam etti. Şimdilerde bir “benim dünyam” mevzusu da varda çok şükür ABD bunu başkasına söyletmiyor, maazallah gidecek ülke bulmak kolayda dünya bulmak zor.

Konuştuklarımız ve yaptıklarımız o kadar hırçın ki gün gelecek konuşacak, tek kelime edecek birini bulamayacağız. Ortak yargılarımız olmayacak çünkü, her kes “kendi evinde“, “kendi arabasında“, “kendi dünyasına” olacak. Oysa özünde koca bir hiçte olacak.

Ben sakinim lakin sözlerim hırçınlar – Yunus Özyavuz

Dedim ya tahammül yok, tahammül edemiyoruz. Eleştirilere kapalıyız. Oysa eleştiriler yolumuzu bulmamız için birer ışık değil midir? O eleştiriler hataları görmemizi sağlamaz mı? Ama hayır, en iyisi olduğumuzu düşünüyoruz hatasız bireyleriz zannediyoruz. Ama öyle değil işte, çünkü hata yapmak doğaldır insanlığın gerekçesidir.

Ama biz hatalarımızı örtbas etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bakalım bu gemi bizi nereye götürecek. Sadece hatalarımıza karşı değil, bulunduğumuz ortamda bizden olmayan kişi ve görüşleri de kabul etmiyoruz -ki bu ayrı bir konu- edemiyoruz.

Neyse uzun ettim, sonuca bağlayayım. Yazının başında dediğim gibi tekrar çocuk olmak istiyorum. Çünkü çocuklar en masumu, belkide içimizde Nazi kalmayanlar bir tek onlar. Benlik duygusu belkide hiç yok, varsa da sadece, masum bir benlik duygusu o kadar.

Çocuklar ırkçı doğmaz, sonradan yetiştirilirler.

Boşuna mı demişler, dünyayı çocuklar yönetsin diye? Boşuna mı tekrar geçmişe, en başa dönmek istiyoruz? Boşuna mı sonsuza kadar o yaşta yaşamak istiyoruz. Gerçi, onların dünyasını da mahvediyoruz ya.. Neyse.

O bahsettiğim “hiç” içerisinde hiç olmamak dileklerim ile…

Tarih:Kavgam

İlk Yorumu Siz Yapın

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir